Kitap Analizi

Okuduğunuz Kitaplar Hakkındaki Düşünceleriniz

Kuyucaklı Yusuf

Posted by Arzu Kepoglu Mayıs 24, 2010

YAZARI: Sabahattin ALİ

YAYINEVİ: Yapı Kredi Yayınları

YAYIN YILI: 2010

SAYFA SAYISI: 222 sayfa

TÜRÜ: Edebiyat, Roman

Roman, Nazilli’nin Kuyucak ilçesinde bir dram ile başlasa da olayların büyük bir kısmı Edremit’te geçmektedir. 1900’lerin başında Anadolu taşrasını kendisine arka plan yapan romanın beni etkileyen çok önemli bölümleri oldu. Sabahattin Ali’yi bu kadar geç keşfetmiş olduğuma bir kez daha üzüldüm. Sabahattin Ali, dönemin hem siyasal hem toplumsal yapısına ilişkin önemli ipuçlarını 220 sayfalık bir romanda yine her zamanki gibi güzel betimlemelere yer vermişti. Örneğin, hiç gidip görmesem de Edremit taraflarını çok iyi anlatmış, romanı okurken bir an kendimi bir incir altında oturmuş da önümdeki manzarayı izliyormuşum gibi hissetmeme neden olmuştur. Ayrıca, Sabahattin Ali, Edremit’e tayini çıkan Kaymakam Salahattin Bey’in evlatlığı olarak çocukluğunu ve gençliğini geçiren Yusuf’un hemen hemen hiç konuşmadan hem aile içinde hem yetiştiği yerde bir ağırlığının olmasını da çok iyi ifade etmiştir. Okuma-yazma konusuna büyük bir istek duymadığı için eğitimine devam etmemiş olması babası Salahattin Bey tarafından hoş karşılanmamış olsa da, bu Yusuf’a başta kendisinin evin reisliğini dolaylı yollardan teslim etmesine engel teşkil etmemiştir. Sessizliğine rağmen evin kontrolünü elinde bulunduran Yusuf, talihsiz olaylar yüzünden olsa da evin kızı Muazzez’i de kaçırıp nikahına aldıktan sonra hikayenin sonunu tahmin etmede her zamanki gibi Sabahattin Ali’nin beni şaşırtmasına neden olmuştur. Örneğin, evin hizmetçisi olan Kübra ile tekrar karşılaşacaklarını düşünürken bir daha kendisini romanda görememek beni üzdü ve şaşırttı, ya da son sahneye kadar Şakir ile karşılaşmamış olmaları da bana Sabahattin Ali’nin biraz kaçak dövüştüğü izlenimini verdi.

Roman bittikten sonra neler hissettiğime gelince, kocaman bir hüznün içime oturduğunu söyleyebilirim. Hüznümün nedeni belki mutlu sonlara alıştırılmış olmamız olsa da Sabahattin Ali’nin ölüm temasını işlemeyi sevdiğini, hikayelerini ölümle bitirmenin onun için konuyu kapatma açısından çok uygun bir tercih olduğunu bir kez daha anladım.

Ve nedense hikayenin başından itibaren Yusuf’un bir eşkıya olacağına dair bir hissiyatım vardı. Bu düşüncemin nedenlerinden biri, Yusuf’un ölen ailesinin intikamını almak isteyebileceğini düşünmemdi. İkinci bir neden ise, işsiz güçsüz kaldığı dönemde bedenen güçlü olmasının avantajlarını kullanarak dağa çıkıp ailesine bakacağını düşünmüştüm. Şimdi fark ediyorum da, ben Kuyucaklı Yusuf’un okurken aslında yeni bir Çakırcalı Efe okumak hayalindeydim. Aynı dönemi anlatan, yine bir taşra kasabasında geçen iki öyküyü kafamda içiçe geçirdiğimi gördüm. Kurtuluş Savaşı öncesinde Anadolu’nun mülki idaresinin yozlaşmasını görmek, ağaların ve esnafların maddi güçlerini kullanarak zenginliklerini ve nüfuslarını arttırmaya çalışmalarının aktarılması, hem Yusuf’u hem Çakırcalı’yı biraraya getirmeme neden oldu. Çakırcalı’daki efsanevi eşkıyalığa benzer durumun Yusuf’un öyküsünde de ortaya çıkacağını düşünmem bundandır.

Kuyucaklı Yusuf’ta beni şaşırtan konulardan biri de taşradaki kadınların değeri üzerinedir. Kimi zaman Yusuf tarafından da düşünce olarak da dile getirilen “ezilen kadın-sözü geçen evin erkeği” şeklinde olması gereken düzenin gerek Şahinde-Salahattin Bey gerekse Yusuf-Muazzez evliliklerinde böyle olmadığını görüyoruz. Ailedeki herkesi lafları ve davranışlarıyla canından bezdiren ve hayattaki gailesi gezip-tozmak olan Şahinde figürünün zıddı olarak evine sahip çıkan, kocasına aşık bir Muazzez’i görsek de her iki figürün ortak yanı olarak eşlerinden herhangi bir şiddet görmemelerini belirtebiliriz. Yine Çakırcalı Efe’den de hatırlayabileceğimiz “güçlü kadın” profili Kuyucaklı Yusuf’ta çok belirgin olmasa da yine de kadının gücü romanda hissedilmektedir.

1900’lerin başında Anadolu’daki bir taşra ilçesini tanıma, o devre özgü bir aşkı hissedebilme anlamında beğendiğim ve hiç sıkılmadan kısa bir zamanda bitirdiğim Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf’unu okumanızı tavsiye ederim. Son olarak romanda beni etkileyen, kendimden birşeyler bulduğum bir paragrafı paylaşmak istiyorum…

“Yusuf bunları tahlil edecek seviyede olmamakla beraber, “yerini bulamama”nın azabını bütün teferruatıyla duymakta idi. Bu his herhangi bir işsizliğin verdiği can sıkıntısı veya endişeye benzemiyor, insanı gözle görülür bir şekilde eziyor ve yavaş yavaş, hayatta lüzumsuz olduğu kanaatini uyandırıyordu. Kendinde her şeyi yapabilecek kuvveti görmek, sonra yapılacak hiçbir şey bulamamak…Tükenmek bilmez bir sabırla bir meçhulü beklemek…Nihayet bütün bunları sisli bir havadaki ağaçlar gibi belli belirsiz, karışık bir şekilde hissetmek…Bu, uzun zaman dayanılır şeylerden değildi.” (sf 147)

Mayıs, 2010.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: